Üniversite kamu idaresi midir? Bilgiyle güç arasındaki çizgide bir adalet arayışı
“Üniversite kamu idaresi midir?” sorusu ilk bakışta teknik, hatta sıkıcı görünebilir. Ama biraz derinleştirdiğinizde bu sorunun yalnızca idari statüyle değil, toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi çok daha geniş meselelerle doğrudan ilişkili olduğunu fark edersiniz. Çünkü üniversite, yalnızca bilgi üreten bir kurum değildir; kimlerin söz hakkı olduğunu, kimlerin görünür kaldığını ve kimlerin geride bırakıldığını da belirler. Bu yazıda, konuyu hem empatiyle hem de analitik bir gözle ele alalım; çünkü bu mesele ne sadece bir mevzuat maddesine indirgenebilir ne de yalnızca bir duygusal yaklaşımla anlaşılabilir.
Üniversite kamu idaresi midir? Evet… ama sadece hukuken değil, toplumsal olarak da
Hukuki açıdan bakıldığında cevap nettir: Evet, üniversiteler kamu tüzel kişiliğine sahip kurumlardır. Kamu kaynaklarıyla kurulur, kamu yararına hizmet eder ve kamu denetimine tabidir. Ancak bu tanım tek başına yeterli değildir. Çünkü üniversitenin kamu idaresi olması, onu yalnızca devletle ilişkili bir kurum yapmaz; aynı zamanda toplumsal bir dönüşüm alanı hâline getirir. Burada mesele, sadece yönetimsel değil; eşitlikçi, kapsayıcı ve adil bir kamusallığın nasıl inşa edildiğidir.
Erkek bakışı: Sistem, politika ve işleyiş
Erkeklerin çözüm odaklı ve analitik yaklaşımıyla bakıldığında üniversite, bir kamu kurumunun bütün temel özelliklerine sahiptir. Bütçesi kamu tarafından karşılanır, faaliyetleri yasal düzenlemelerle belirlenir, hesap verme yükümlülüğü vardır ve topluma hizmet amacı taşır. Bu açıdan tıpkı belediyeler, bakanlıklar veya kamu kurumları gibi bir “idari yapı”dır. Üniversitenin kamusal statüsü, devletin eğitim hakkını gerçekleştirme görevini yerine getirdiği alanlardan biridir.
Bu bakış açısıyla mesele nettir: Kamu kaynağı varsa kamu idaresi vardır. Kurallar ve prosedürler, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarıyla birlikte işler. Üniversitenin özerkliği bile bu çerçevenin içinde tanımlanır.
Kadın bakışı: Erişim, temsil ve görünürlük
Kadınların empati odaklı ve ilişki kuran yaklaşımıysa üniversiteyi yalnızca bir idare değil, toplumsal adaletin aynası olarak görür. Bir üniversite, gerçekten kamusal bir kurumsa, herkese eşit şekilde erişilebilir olmalı, yalnızca güçlü ve ayrıcalıklı grupların değil, dezavantajlı kesimlerin de sesi olmalıdır.
Bu noktada şu sorular önem kazanır: Kadınlar akademide ne kadar yer alıyor? LGBTİ+ bireyler kampüste ne kadar güvende hissediyor? Engelli öğrencilerin erişimi ne kadar sağlanıyor? Farklı sosyoekonomik geçmişlerden gelen gençler için eşit fırsatlar sunuluyor mu? Eğer bu soruların cevabı olumsuzsa, üniversitenin kamu idaresi olma iddiası sadece kâğıt üstünde kalır.
Kamu idaresi olarak üniversite: Sadece yöneten değil, dönüştüren bir kurum
Üniversiteler, sadece yönetilen kurumlar değil, aynı zamanda toplumu yönlendiren ve dönüştüren yapılardır. Kamu idaresi kimliği onlara yalnızca bir “bürokratik görev” değil, kamusal sorumluluk yükler. Bu sorumluluk, yalnızca eğitim vermekle değil, aynı zamanda eşitliği, çeşitliliği ve adaleti kurumsal düzeyde hayata geçirmekle ilgilidir.
Çeşitlilik: Farklılıkların zenginliğini tanımak
Bir kamu kurumu olarak üniversite, farklı kimlikleri sadece “tahammül edilen” değil, “değer verilen” unsurlar hâline getirmelidir. Akademik kadroda ve öğrenci profilinde çeşitlilik sağlanmadıkça, üretilen bilginin tarafsızlığı da sorgulanır. Kamusal bir kurum, toplumsal çeşitliliği yansıtmak zorundadır; aksi hâlde “kamusallık” iddiası eksik kalır.
Sosyal adalet: Eşit fırsatlara erişim
Kamu idaresi olarak üniversitenin temel görevi, eğitimde fırsat eşitliğini sağlamaktır. Ancak sosyoekonomik eşitsizlikler, coğrafi engeller ve cinsiyet temelli bariyerler hâlâ birçok gencin üniversiteye erişimini zorlaştırıyor. Burs politikaları, yatay geçiş hakları, engelli öğrenciler için altyapı düzenlemeleri ve ayrımcılıkla mücadele mekanizmaları bu noktada kritik önemdedir.
Üniversite gerçekten “kamu” mu? Yoksa ayrıcalık alanı mı?
İşte en kritik soru burada ortaya çıkar: Üniversiteler gerçekten kamu yararına mı çalışıyor, yoksa belirli bir sosyal sınıfın ve ideolojik grubun alanı hâline mi geliyor? Eğer kamu idaresi, halkın tamamına hizmet etmek demekse, üniversiteler de herkese açık ve erişilebilir olmalıdır. Ama gerçekte, birçok üniversite hâlâ erkek egemen, heteronormatif, orta-üst sınıf bir yapıyı yeniden üretmekte.
Bu nedenle mesele yalnızca “kamu idaresi midir?” değil; aynı zamanda “nasıl bir kamu idaresidir?” sorusudur.
Okuyucuya sorular: Tartışmayı büyütelim
- Sizce üniversiteler herkese eşit fırsat sunuyor mu, yoksa ayrıcalıklı bir azınlığın alanı mı hâline geldi?
- Kamu kurumu olarak üniversiteler, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama konusunda ne kadar başarılı?
- Çeşitlilik ve temsil, akademik üretimin kalitesini nasıl etkiler?
Sonuç: Kamu idaresi evet, ama sadece mevzuatta değil
Sonuç olarak, evet: Üniversiteler kamu idaresidir. Ama bu statü, sadece devletin parasını almakla veya kanunla kurulmakla anlam kazanmaz. Gerçek kamu kimliği, eşitliğin ve adaletin yaşandığı, farklı kimliklerin görünür olduğu, herkesin söz hakkı bulduğu bir kurumsal kültürle mümkündür. Üniversiteyi gerçekten kamusal kılacak olan, yalnızca yasalar değil; o yasaları insan onuruna, çeşitliliğe ve sosyal adalete hizmet edecek biçimde hayata geçirmektir.